أَدَّى شُحُّ الْمِيَاهِ إِلَى تَفَاقُمِ الْأَزْمَةِ الزِّرَاعِيَّةِ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Su kıtlığı, bölgedeki tarım krizini daha da kötüleştirdi.
أَدَّى شُحُّ الْمِيَاهِ إِلَى تَفَاقُمِ الْأَزْمَةِ الزِّرَاعِيَّةِ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Su kıtlığı, bölgedeki tarım krizini daha da kötüleştirdi.
darlık, hasislik, mıhsıçtılık, kısırganma, kıtlaşma, pintileşme, gönlü darlık, eli sıkılık, nadirlik, nekeslik, pintilik
لَا تَشِحَّ عَلَى أَوْلَادِكَ بِالوَقْتِ.
Çocuklarına vakit konusunda cimrilik etme.
شَحَّ الرَّجُلُ عَلَى عَائِلَتِهِ فِي الْمَصْرُوفِ بَعْدَ خَسَارَتِهِ وَظِيفَتَهُ.
Adam işini kaybettikten sonra ailesinin harcamalarını kıstı.
شَحَّ التَّاجِرُ عَلَى الْفُقَرَاءِ رَغْمَ ثَرْوَتِهِ الْكَبِيرَةِ.
Tüccar büyük servetine rağmen fakirlere karşı cimrileşti.
kısırganmak, kıtlaşmak, hasislik etmek