سَمِعْتُ صَدَى صَوْتِي فِي الْجِبَالِ الْعَالِيَةِ عِنْدَمَا صَرَخْتُ بِاسْمِ صَدِيقِي.
Arkadaşımın adını bağırdığımda yüksek dağlarda sesimin yankısını duydum.
سَمِعْتُ صَدَى صَوْتِي فِي الْجِبَالِ الْعَالِيَةِ عِنْدَمَا صَرَخْتُ بِاسْمِ صَدِيقِي.
Arkadaşımın adını bağırdığımda yüksek dağlarda sesimin yankısını duydum.
كَانَتْ أَفْكَارُهُ صَدًى لِتَجَارِبِهِ السَّابِقَةِ.
Onun düşünceleri geçmiş deneyimlerinin bir yansımasıydı.
كَانَ لِكَلِمَاتِهِ صَدًى عَمِيقٌ فِي قَلْبِي بَعْدَ سَمَاعِهَا.
Onun sözleri duyduktan sonra kalbimde derin bir aksetme yarattı.
ses, eko, aksiseda, çınlama, çınlayış, yankılanım, yankılanma, sada, tınlama, tınma, tın, yankılanış, yansınım, akis, inikâs, yankılatış
صَدَّى الصَّوْتُ دَاخِلَ الْكَهْفِ الْكَبِيرِ.
Ses büyük mağaranın içinde yankı yaptı.
yankılamak, çın tutmak