رَأَيْتُ غُلَامًا يَلْعَبُ الْكُرَةَ فِي الْحَدِيقَةِ مَعَ أَصْدِقَائِهِ.
Parkta arkadaşlarıyla top oynayan genç bir erkek gördüm.
رَأَيْتُ غُلَامًا يَلْعَبُ الْكُرَةَ فِي الْحَدِيقَةِ مَعَ أَصْدِقَائِهِ.
Parkta arkadaşlarıyla top oynayan genç bir erkek gördüm.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْغُلَامُ يُعْتَبَرُ مِلْكِيَّةً لِسَيِّدِهِ.
Eski çağlarda köle, efendisinin malı sayılırdı.
كَانَ الْغُلَامُ يَخْدِمُ النُّبَلَاءَ فِي الْقَصْرِ بِكُلِّ احْتِرَامٍ.
Uşak, saraydaki soylulara büyük bir saygıyla hizmet ediyordu.
kızan