وَقَفَ السَّائِقُ فَجْأَةً عِنْدَمَا رَأَى طِفْلاً يَعْبُرُ الطَّرِيقَ أَمَامَهُ.
Sürücü, önünde bir çocuğun karşıya geçtiğini görünce aniden durdu.
وَقَفَ السَّائِقُ فَجْأَةً عِنْدَمَا رَأَى طِفْلاً يَعْبُرُ الطَّرِيقَ أَمَامَهُ.
Sürücü, önünde bir çocuğun karşıya geçtiğini görünce aniden durdu.
وَقَفَ الرَّجُلُ أَرْضَهُ لِلْمَدْرَسَةِ.
Adam arazisini okula vakfetti.
dinelmek
أَعْلَنَ الطَّرَفَانِ وَقْفَ إِطْلَاقِ النَّارِ.
İki taraf ateşkes ilan etti.
تُسَاهِمُ الأَوْقَافُ فِي دَعْمِ التَّعْلِيمِ وَالصِّحَّةِ وَالمَشَارِيعِ الخَيْرِيَّةِ فِي المُجْتَمَعِ.
Vakıflar, toplumda eğitim, sağlık ve hayır projelerini desteklemektedir.
meşruta, vakfediş, vakfediliş, vakfetme
وَقَّفَ السَّائِقُ السَّيَّارَةَ أَمَامَ الْمَدْرَسَةِ.
Şoför arabayı okulun önünde durdurdu.