عَلَّقَ الْمُعَلِّمُ عَلَى الْجِدَارِ لَوْحًا كَبِيرًا عَلَيْهِ خَرِيطَةُ الْعَالَمِ.
Öğretmen duvara üzerinde dünya haritası olan büyük bir levha astı.
عَلَّقَ الْمُعَلِّمُ عَلَى الْجِدَارِ لَوْحًا كَبِيرًا عَلَيْهِ خَرِيطَةُ الْعَالَمِ.
Öğretmen duvara üzerinde dünya haritası olan büyük bir levha astı.
صَنَعَ النَّجَّارُ الطَّاوِلَةَ مِنْ أَلْوَاحٍ خَشَبِيَّةٍ قَوِيَّةٍ.
Marangoz masayı sağlam tahta kalaslardan yaptı.
وَضَعْنَا أَلْوَاحَ الطَّاقَةِ الشَّمْسِيَّةِ عَلَى سَطْحِ الْمَنْزِلِ.
Güneş panellerini evin çatısına yerleştirdik.
اِشْتَرَى أَخِي لَوْحًا إِلِكْتْرُونِيًّا لِقِرَاءَةِ الْكُتُبِ.
Kardeşim kitap okumak için bir tablet aldı.
çıta, lata, tabla
لَوَّحَ الشُّرْطِيُّ بِالْعَصَا لِإِيقَافِ حَرَكَةِ الْمُرُورِ.
Polis memuru trafiği durdurmak için sopayla işaret etti.
لَوَّحَ الرَّئِيسُ بِخُطَّةٍ جَدِيدَةٍ لِلْإِصْلَاحِ الِاقْتِصَادِيِّ.
Başkan, ekonomik reform için yeni bir plan gösterdi.
لَوَّحَ الْمُسَافِرُ بِيَدِهِ مُوَدِّعًا أَصْدِقَاءَهُ فِي الْمَطَارِ.
Yolcu, havaalanında arkadaşlarına el sallayarak veda etti.
sallamak