مَازَحْتُ صَدِيقِي أَثْنَاءَ الِاسْتِرَاحَةِ.
Teneffüste arkadaşımla şakalaştım.
مَازَحْتُ صَدِيقِي أَثْنَاءَ الِاسْتِرَاحَةِ.
Teneffüste arkadaşımla şakalaştım.
latife etmek, korte etmek
جَارِي رَجُلٌ مَازِحٌ يُضْحِكُ الْجَمِيعَ.
Komşum herkesi güldüren şakacı bir adamdır.
كَانَ الْأَطْفَالُ يَلْعَبُونَ فِي الْحَدِيقَةِ بِأَصْوَاتٍ مَازِحَةٍ وَضَحِكَاتٍ عَالِيَةٍ.
Çocuklar parkta neşeli sesler ve yüksek kahkahalarla oynuyorlardı.