حَقَّقَ الفَرِيقُ مَجْداً كَبِيراً بِفَوْزِهِ بِالبُطُولَةِ.
Takım şampiyonluğu kazanarak büyük bir şan elde etti.
حَقَّقَ الفَرِيقُ مَجْداً كَبِيراً بِفَوْزِهِ بِالبُطُولَةِ.
Takım şampiyonluğu kazanarak büyük bir şan elde etti.
كَانَتِ الْمَدِينَةُ تَعِيشُ فِي مَجْدٍ وَعَظَمَةٍ فِي الْعُصُورِ الْوُسْطَى.
Şehir, Orta Çağ'da görkem ve ihtişam içinde yaşıyordu.
şanlılık
الطَّالِبُ الْمُجِدُّ يُذَاكِرُ دُرُوسَهُ بِانْتِظَامٍ.
Çalışkan öğrenci derslerini düzenli olarak çalışır.
مَجَّدَ الشَّعْبُ بَطَلَهُ بَعْدَ الْمُبَارَاةِ.
Halk maçtan sonra kahramanını yüceltti.
tebcil etmek
كَانَ هَذَا الدَّوَاءُ مُجْدِيًا لِلصُّدَاعِ.
Bu ilaç baş ağrısı için yarayışlıydı.
müfit, nafi, getirimli, rantabl