نَصَحَنِي صَدِيقِي بِقِرَاءَةِ هَذَا الْكِتَابِ لِأَنَّهُ مُفِيدٌ جِدًّا.
Arkadaşım bu kitabı okumamı tavsiye etti çünkü çok faydalı.
نَصَحَنِي صَدِيقِي بِقِرَاءَةِ هَذَا الْكِتَابِ لِأَنَّهُ مُفِيدٌ جِدًّا.
Arkadaşım bu kitabı okumamı tavsiye etti çünkü çok faydalı.
نَصَحَنِي الطَّبِيبُ بِالْإِقْلَاعِ عَنِ التَّدْخِينِ حِفَاظًا عَلَى صِحَّتِي.
Doktor sağlığımı korumak için sigarayı bırakmamı öğütledi.
نَصَحَ الْأَبُ ابْنَهُ بِالِاجْتِهَادِ فِي الدِّرَاسَةِ لِتَحْقِيقِ النَّجَاحِ.
Baba, oğluna başarıya ulaşmak için ders çalışmasını nasihat etti.
önermek, öğütte bulunmak, öğütlemek
النُصْحُ الْجَيِّدُ يُمْكِنُ أَنْ يُغَيِّرَ حَيَاةَ شَخْصٍ إِلَى الْأَفْضَلِ.
İyi bir nasihat bir insanın hayatını daha iyiye doğru değiştirebilir.
öğütleme