هُنَاكَ نَقْصٌ حَادٌّ فِي الْمِيَاهِ بِسَبَبِ الْجَفَافِ الشَّدِيدِ.
Şiddetli kuraklık nedeniyle su kıtlığı yaşanıyor.
هُنَاكَ نَقْصٌ حَادٌّ فِي الْمِيَاهِ بِسَبَبِ الْجَفَافِ الشَّدِيدِ.
Şiddetli kuraklık nedeniyle su kıtlığı yaşanıyor.
تَضَرَّرَتِ الزِّرَاعَةُ بِشِدَّةٍ بِسَبَبِ نَقْصِ الْمِيَاهِ فِي الْبِلَادِ.
Ülkede su yoksunluğu nedeniyle tarım büyük ölçüde zarar gördü.
kusur, kıtlık, yetersizlik, dezavantaj, kıtlaşma, kifayetsizlik, mahrumiyet, nakisa, zaaf, mahrumluk, nakıslık, defo, güdüklük, kusurluluk, noksanlık
بَدَأَتْ قُوَّتُنَا تَنْقُصُ مَعَ مُرُورِ الْوَقْتِ.
Zamanla gücümüz eksilmeye başladı.
azalmak, eksik olmak, noksan olmak