أَشْعُرُ بِوَجَلٍ كَبِيرٍ فِي قَلْبِي.
Kalbimde büyük bir haşyet hissediyorum.
أَشْعُرُ بِوَجَلٍ كَبِيرٍ فِي قَلْبِي.
Kalbimde büyük bir haşyet hissediyorum.
korku, ürkeklik
وَجِلَ الرَّجُلُ مِنَ الظَّلَامِ الدَّامِسِ فِي الْغَابَةِ.
Adam ormandaki zifiri karanlıktan korktu.
وَجِلْتُ مِنَ التَّحَدُّثِ أَمَامَ الْجُمْهُورِ الْكَبِيرِ.
Büyük bir kalabalığın önünde konuşmaktan çekindim.
يَهْرُبُ الْأَرْنَبُ الْوَجِلُ عِنْدَ أَدْنَى حَرَكَةٍ.
Ürkek bir tavşan, en ufak bir harekette bile kaçar.