غَسَلَ الْوَلَدُ وَجْهَهُ بِالْمَاءِ الْبَارِدِ ثُمَّ نَزَلَ إِلَى الْمَطْبَخِ لِيَأْكُلَ الْفَطُورَ.
Çocuk yüzünü soğuk suyla yıkadı, sonra kahvaltı etmek için mutfağa indi.
غَسَلَ الْوَلَدُ وَجْهَهُ بِالْمَاءِ الْبَارِدِ ثُمَّ نَزَلَ إِلَى الْمَطْبَخِ لِيَأْكُلَ الْفَطُورَ.
Çocuk yüzünü soğuk suyla yıkadı, sonra kahvaltı etmek için mutfağa indi.
تَغَيَّرَ وَجْهُ الْمَدِينَةِ بَعْدَ التَّجْدِيدَاتِ الْحَدِيثَةِ الَّتِي طَرَأَتْ عَلَيْهَا.
Şehrin çehresi, yapılan modern yenilemelerden sonra değişti.
وَجْهُ الْبِنَايَةِ مَطْلِيٌّ بِاللَّوْنِ الْأَبْيَضِ.
Binanın cephesi beyaza boyanmış.
Ayrıca: yön, cihet, taraf
yüzey, surat, bet, sima, beniz, didar, faset, veçhe
وَجَّهَ الطَّالِبُ سُؤَالًا إِلَى الْأُسْتَاذِ فِي نِهَايَةِ الْمُحَاضَرَةِ.
Öğrenci dersin sonunda hocaya bir soru yöneltti.
يُحَاوِلُ الْمُعَلِّمُ تَوْجِيهَ طُلَّابِهِ إِلَى الطَّرِيقِ الصَّحِيحِ.
Öğretmen öğrencilerine doğru yolu göstermeye çalışır.
وَجَّهَتِ الْجَامِعَةُ دَعْوَةً إِلَى الطُّلَّابِ الْجُدُدِ لِحُضُورِ الْحَفْلِ.
Üniversite yeni öğrencilere törene katılmaları için davet gönderdi.
sevk etmek, talimat vermek, istikamet vermek, kılavuzluk etmek, tevcih etmek, tedvir etmek, güdümlemek, hedeflemek, istikametlendirmek, öğütlemek