وَدِيع

وُدَعَاء

كان رجلاً وديعًا لا يغضب أبدًا.

O, asla sinirlenmeyen halim bir adamdı.

كَانَتِ الْفَتَاةُ وَدِيعَةً وَتَتَجَنَّبُ التَّبَاهِيَ بِإِنْجَازَاتِهَا.

Kız mütevazıydı ve başarılarıyla övünmekten kaçınıyordu.

كَانَ الْحَمَلُ وَدِيعًا وَيَتْبَعُ الرَّاعِيَ بِهُدُوءٍ.

Kuzu uysaldı ve çobanı sessizce takip etti.

Eşdizimler