atar

كَانَ الرَّجُلُ يَصْرُخُ بِغَضَبٍ وَيُلْقِي بِالتَّهْدِيدَاتِ فِي كُلِّ مَكَانٍ.

Adam, öfkeyle bağırarak etrafa atar savuruyordu.

وَجَّهَ السِّيَاسِيُّ وَعِيدًا شَدِيدًا ضِدَّ مُنَافِسِيهِ.

Politikacı, rakiplerine karşı sert atar savurdu.

İlişkili Kelimeler