كَانَتِ الْفَتَيَاتُ يَسْتَمْتِعْنَ بِلَعِبِ لُعْبَةِ الْخَمْسِ حَصَيَاتٍ فِي الْحَدِيقَةِ.
Kızlar bahçede beştaş oynayarak eğleniyorlardı.
كَانَتِ الْفَتَيَاتُ يَسْتَمْتِعْنَ بِلَعِبِ لُعْبَةِ الْخَمْسِ حَصَيَاتٍ فِي الْحَدِيقَةِ.
Kızlar bahçede beştaş oynayarak eğleniyorlardı.
أَهْدَى الرَّجُلُ خَطِيبَتَهُ خَاتَمَ الْمَاسٍ بِخَمْسَةِ فُصُوصٍ.
Adam, nişanlısına beştaş bir yüzük hediye etti.