كَانَتِ الْمَلِكَةُ تَحْمِلُ جَوَاهِرَ ثَمِينَةً عَلَى عَرْشِهَا.
Kraliçe, tahtında birbirinden değerli cevahirler taşıyordu.
كَانَتِ الْمَلِكَةُ تَحْمِلُ جَوَاهِرَ ثَمِينَةً عَلَى عَرْشِهَا.
Kraliçe, tahtında birbirinden değerli cevahirler taşıyordu.
الْمُجَوْهَرَاتُ الْمَعْرُوضَةُ فِي الْمَتْحَفِ تَجْذِبُ اهْتِمَامًا كَبِيرًا مِنَ الزُّوَّارِ.
Müzede sergilenen cevahirler, ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor.
بَدَتِ الْأَحْجَارُ الْكَرِيمَةُ الَّتِي خَرَجَتْ مِنَ الصُّنْدُوقِ وَكَأَنَّهَا مُخَزَّنَةٌ لِسَنَوَاتٍ طَوِيلَةٍ.
Sandıktan çıkan cevahirler, uzun yıllar saklanmış gibi görünüyordu.