elletmek

أُمِّي لَا تُرِيدُ أَنْ تَجْعَلَ أَيَّ شَخْصٍ يَلْمِسُ الطِّفْلَ حَدِيثَ الْوِلَادَةِ لِأَنَّهُ حَسَّاسٌ لِلْغَايَةِ.

Annem, yeni doğmuş bebeği herkese elletmek istemiyor, çünkü çok hassas.

يُحَذِّرُ مُوَظَّفُ الْمَتْحَفِ بِاسْتِمْرَارٍ لِعَدَمِ السَّمَاحِ بِلَمْسِ الْقِطَعِ الْأَثَرِيَّةِ.

Müze görevlisi, tarihi eserlere elletmemek için sürekli uyarıyor.

يُمَكِّنُ الْمُعَلِّمُ الطُّلَّابَ مِنْ لَمْسِ أَشْيَاءَ مُخْتَلِفَةٍ لِيَشْعُرُوا بِمُخْتَلِفِ الْمَلْمَسِ.

Öğretmen, öğrencilerin farklı dokuları hissetmeleri için çeşitli nesnelere elletiyor.

İlişkili Kelimeler