حَزِنْتُ كَثِيرًا لِرَحِيلِهِ، وَتَأَلَّمْتُ فِي دَاخِلِي.
Onun gidişine çok göynüdüm, içim acıdı.
حَزِنْتُ كَثِيرًا لِرَحِيلِهِ، وَتَأَلَّمْتُ فِي دَاخِلِي.
Onun gidişine çok göynüdüm, içim acıdı.
يَجِبُ أَنْ نَتَأَلَّمَ لِحَالِ الْفُقَرَاءِ.
Yoksulların haline göynümek gerekir.
بَدَأَ الْبَرْقُوقُ يَنْضَجُ فِي الشَّمْسِ.
Erikler güneşte göynümeye başladı.