كَانَ الْأَطْفَالُ يَضْحَكُونَ بِقَهْقَهَةٍ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuklar parkta oynarken kahkahalarla gülüyorlardı.
كَانَ الْأَطْفَالُ يَضْحَكُونَ بِقَهْقَهَةٍ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuklar parkta oynarken kahkahalarla gülüyorlardı.
عِنْدَمَا دَخَلْتُ الْفَصْلَ، نَظَرَتْ إِلَيَّ مُعَلِّمَتِي وَابْتَسَمَتْ بِلُطْفٍ.
Sınıfa girdiğimde öğretmenim bana bakıp tatlı tatlı güldü.
بَدَلًا مِنَ السُّخْرِيَةِ مِنْ أَخْطَاءِ الْآخَرِينَ، يَجِبُ عَلَيْنَا مُسَاعَدَتُهُمْ.
Başkalarının hatalarına gülmek yerine, onlara yardım etmeliyiz.
كَرْكَرَ، تَضَاحَكَ