شُعَاع — أَشِعّ
سَاعَدَ شُعَاعُ الْمِصْبَاحِ فِي إِضَاءَةِ الطَّرِيقِ فِي الظَّلَامِ.
Fenerin hüzmesi, karanlıkta yolu aydınlatmaya yardımcı oldu.
سَاعَدَ شُعَاعُ الْمِصْبَاحِ فِي إِضَاءَةِ الطَّرِيقِ فِي الظَّلَامِ.
Fenerin hüzmesi, karanlıkta yolu aydınlatmaya yardımcı oldu.
تَسَلَّلَتْ حُزُمَاتُ الشَّمْسِ مِنْ بَيْنِ الْغُيُومِ لِتُضِيءَ الْغُرْفَةَ.
Güneşin hüzmeleri, bulutların arasından süzülerek odayı aydınlattı.