كَانَ هُنَاكَ خَرَابٌ كَبِيرٌ فِي الْمَدِينَةِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Depremden sonra şehirde büyük bir harabiyet vardı.
كَانَ هُنَاكَ خَرَابٌ كَبِيرٌ فِي الْمَدِينَةِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Depremden sonra şehirde büyük bir harabiyet vardı.
تَسَبَّبَتِ الْحَرْبُ فِي دَمَارٍ كَبِيرٍ فِي الْبِلَادِ.
Savaş, ülkede büyük bir harabiyete yol açtı.
تَسَبَّبَتِ الْأَزْمَةُ الِاقْتِصَادِيَّةُ فِي تَدَهْوُرِ الْمِنْطَقَةِ.
Ekonomik kriz, bölgede harabiyete neden oldu.