إِنَّهُ يَعِيشُ حُزْنَهُ فِي الْخَفَاءِ، وَلَا يُظْهِرُهُ لِأَحَدٍ.
O, üzüntüsünü için için yaşıyor, kimseye belli etmiyor.
إِنَّهُ يَعِيشُ حُزْنَهُ فِي الْخَفَاءِ، وَلَا يُظْهِرُهُ لِأَحَدٍ.
O, üzüntüsünü için için yaşıyor, kimseye belli etmiyor.
كَانَتْ تَبْكِي بِصَمْتٍ، دُونَ أَنْ تُظْهِرَ لِأَحَدٍ أَنَّهَا تَبْكِي.
Ağladığını kimseye göstermeden, için için ağlıyordu.
إِنَّهُ يُغَذِّي حُبَّهُ لَهَا سِرًّا، لَكِنَّهُ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يُخْبِرَهَا بِأَيِّ شَكْلٍ مِنَ الْأَشْكَالِ.
Ona olan aşkını için için besliyor, ama bir türlü söyleyemiyor.