عِنْدَمَا بَقِيتُ فِي الشَّمْسِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ، تَحَمَّصَ جِلْدِي وَبَدَأَ يَتَقَشَّرُ.
Güneşte çok kalınca cildim kavruldu ve soyulmaya başladı.
عِنْدَمَا بَقِيتُ فِي الشَّمْسِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ، تَحَمَّصَ جِلْدِي وَبَدَأَ يَتَقَشَّرُ.
Güneşte çok kalınca cildim kavruldu ve soyulmaya başladı.
ذَبُلَتِ النَّبَاتَاتُ مِنَ الْعَطَشِ وَاصْفَرَّتْ أَوْرَاقُهَا.
Bitkiler susuzluktan kavruldu ve yaprakları sarardı.
تَأَلَّمَ قَلْبُهُ مِنْ وَجَعِ الْحُبِّ، وَلَمْ يَسْتَطِعِ النَّوْمَ لِأَيَّامٍ.
Aşk acısıyla kalbi kavruldu, günlerce uyuyamadı.