mücevherat

كَانَتْ مُجَوْهَرَاتُ الْمَلِكَةِ مِنْ بَيْنِ أَثْمَنِ الْقِطَعِ فِي الْقَصْرِ.

Kraliçenin mücevheratı, sarayın en değerli parçaları arasındaydı.

حَلْي — حُلِيّ

تَمَّ عَرْضُ حُلِيٍّ مُصَمَّمَةٍ خَصِيصًا لِحَفْلِ الزِّفَافِ.

Düğün için özel olarak tasarlanmış mücevherat sergilendi.

جَوَاهِر — جَواهِر

كَانَتْ مَجْمُوعَةُ الْمُجَوْهَرَاتِ مَلِيئَةً بِقِطَعٍ نَادِرَةٍ تَمَّ جَلْبُهَا مِنْ جَمِيعِ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ.

Mücevherat koleksiyonu, dünyanın dört bir yanından getirilen nadide parçalarla doluydu.

İlişkili Kelimeler