قَدَّمَ خَاتَمَ أَلْمَاسٍ فِي عَرْضِ الزَّوَاجِ.
Evlilik teklifinde pırlanta yüzük hediye etti.
قَدَّمَ خَاتَمَ أَلْمَاسٍ فِي عَرْضِ الزَّوَاجِ.
Evlilik teklifinde pırlanta yüzük hediye etti.
كَانَتِ الْأَلْمَاسَةُ الْمَوْجُودَةُ فِي الْخَاتَمِ كَبِيرَةً جِدًّا وَبَرَّاقَةً.
Yüzükteki pırlanta çok büyük ve parlaktı.
أَهْدَاهَا خَاتَمًا بِجَوْهَرَةٍ أَلْمَاسِيَّةٍ.
Ona pırlantalı bir yüzük hediye etti.
حَجَرُ الْمَاسِ