nurani

كَانَ لَدَيْهِ وَجْهٌ نُورَانِيٌّ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ كَانَ يَبْدُو وَكَأَنَّهُ مَلَاكٌ.

O kadar nurani bir yüzü vardı ki, sanki melek gibiydi.

كَانَتِ الثُّرَيَّاتُ الْمُضِيئَةُ دَاخِلَ الْمَسْجِدِ تُضْفِي جَوًّا صُوفِيًّا عَلَى الْمَكَانِ.

Caminin içindeki nurani avizeler, ortama mistik bir hava katıyordu.

كَانَتْ عُيُونُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ الْمُشْرِقَةُ تَعْكِسُ خِبْرَةَ الْحَيَاةِ.

Yaşlı adamın nurani gözleri, hayat tecrübesini yansıtıyordu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler