سَهْم — أَسْهُم
رَمَى الْوَلَدُ السَّهْمَ مِنْ قَوْسِهِ فِي الْحَدِيقَةِ، فَوَقَعَ السَّهْمُ بِجَانِبِ الشَّجَرَةِ.
Çocuk bahçede yayından oku fırlattı, ok ağacın yanına düştü.
رَمَى الْوَلَدُ السَّهْمَ مِنْ قَوْسِهِ فِي الْحَدِيقَةِ، فَوَقَعَ السَّهْمُ بِجَانِبِ الشَّجَرَةِ.
Çocuk bahçede yayından oku fırlattı, ok ağacın yanına düştü.
أَظْهَرَتْ عَلَامَاتُ الْأَسْهُمِ عَلَى الطَّرِيقِ الِاتِّجَاهَ الصَّحِيحَ لِلسُّيَّاحِ.
Yoldaki ok işaretleri, turistlere doğru yönü gösterdi.
تَوَقَّفَتِ الرِّحْلَةُ فِي مُنْتَصَفِ الطَّرِيقِ بِسَبَبِ كَسْرِ عَمُودِ الْعَرَبَةِ.
At arabasının oku kırıldığı için yolculuk yarıda kaldı.
نَبْل، نُشَّاب