كَانَتِ الْفَسَاتِينُ اللَّامِعَةُ مُلْفِتَةً جِدًّا فِي الْحَفْلِ.
Parıltılı elbiseler partide çok dikkat çekiciydi.
كَانَتِ الْفَسَاتِينُ اللَّامِعَةُ مُلْفِتَةً جِدًّا فِي الْحَفْلِ.
Parıltılı elbiseler partide çok dikkat çekiciydi.
بَدَا الْبَحْرُ بَرَّاقًا فِي الطَّقْسِ الْمُشْمِسِ.
Güneşli havada deniz parıltılı görünüyordu.
كَانَتِ الْمُجَوْهَرَاتُ الْمُتَأَلِّقَةُ مَعْرُوضَةً فِي الْوَاجِهَةِ.
Parıltılı mücevherler vitrinde sergileniyordu.