serpmek

نَثَرَ الْمُزَارِعُ بُذُورَ الْقَمْحِ فِي الْحَقْلِ وَانْتَظَرَ هُطُولَ الأَمْطَارِ.

Çiftçi, tarlaya buğday tohumlarını serpti ve yağmur yağmasını bekledi.

رَشَّ الطَّاهِي الْبَقْدُونِسَ عَلَى الطَّبَقِ وَقَدَّمَهُ.

Aşçı, yemeğin üzerine maydanoz serpti ve servis yaptı.

بَذَرَ الرَّجُلُ بُذُورَ الزُّهُورِ فِي حَدِيقَتِهِ وَأَمَلَ فِي قُدُومِ الرَّبِيعِ.

Adam, bahçesine çiçek tohumları serpti ve baharın gelmesini umut etti.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler