تَلَاشَتِ الْأَلْوَانُ بِسَبَبِ تَأْثِيرِ الشَّمْسِ.
Güneşin etkisiyle renkler silikleşmişti.
تَلَاشَتِ الْأَلْوَانُ بِسَبَبِ تَأْثِيرِ الشَّمْسِ.
Güneşin etkisiyle renkler silikleşmişti.
لَمْ أَسْتَطِعْ قِرَاءَةَ الْكِتَابَةِ لِأَنَّهَا كَانَتْ غَيْرَ وَاضِحَةٍ لِلْغَايَةِ.
Yazılar çok silik olduğu için okuyamadım.
كَانَ الْمِصْبَاحُ يُضِيءُ بِشَكْلٍ خَافِتٍ لِلْغَايَةِ.
Lamba çok silik yanıyordu.