كَانَ الطَّقْسُ بَارِدًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّ الْبُرُودَةَ وَصَلَتْ إِلَى عِظَامِي.
Hava o kadar soğuktu ki, soğukluk kemiklerime kadar işledi.
كَانَ الطَّقْسُ بَارِدًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّ الْبُرُودَةَ وَصَلَتْ إِلَى عِظَامِي.
Hava o kadar soğuktu ki, soğukluk kemiklerime kadar işledi.
أَشْعُرُ بِفُتُورٍ فِي عَلَاقَتِهِمَا، لَمْ يَعُودَا كَمَا كَانَا مِنْ قَبْلُ.
İlişkilerinde bir soğukluk hissediyorum, eskisi gibi değiller.
جُمُودُهُ يُحْزِنُنِي كَثِيرًا، لَا أَفْهَمُ لِمَاذَا يَتَصَرَّفُ هَكَذَا.
Onun soğukluğu beni çok üzüyor, neden böyle davranıyor anlamıyorum.
بُرُود، قَطِيعَة، جَفَاء، جَفْوَة، مُجَافَاة