talakat

بِفَضْلِ طَلَاقَةِ لِسَانِهِ، يَسْتَطِيعُ شَرْحَ حَتَّى المَوْضُوعَاتِ المُعَقَّدَةِ بِسُهُولَةٍ.

Onun talakatı sayesinde, karmaşık konuları bile kolayca anlatabiliyor.

نَجَحَتْ فَصَاحَةُ الخَطِيبِ فِي التَّأْثِيرِ عَلَى المُسْتَمِعِينَ، وَحَظِيَ خِطَابُهُ بِإِعْجَابٍ كَبِيرٍ.

Hatibin talakatı, dinleyicileri etkilemeyi başardı ve konuşması büyük beğeni topladı.

لَعِبَتْ بَرَاعَةُ الْمُحَامِي فِي الْكَلَامِ دَوْرًا مُهِمًّا فِي كَسْبِ الْقَضِيَّةِ.

Avukatın talakatı, davayı kazanmasında önemli bir rol oynadı.

İlişkili Kelimeler