حَفِيد — أَحْفَاد
تُحِبُّ جَدَّتِي أَحْفَادَهَا كَثِيرًا وَتَسْتَمْتِعُ بِقَضَاءِ الْوَقْتِ مَعَهُمْ.
Babaannem torunlarını çok sever ve onlarla vakit geçirmekten hoşlanır.
تُحِبُّ جَدَّتِي أَحْفَادَهَا كَثِيرًا وَتَسْتَمْتِعُ بِقَضَاءِ الْوَقْتِ مَعَهُمْ.
Babaannem torunlarını çok sever ve onlarla vakit geçirmekten hoşlanır.
حَفِيدَتِي الصَّغِيرَةُ تُحِبُّ أَنْ تَرْتَدِيَ فُسْتَانِيَ الْقَدِيمَ.
Küçük torunum eski elbisemi giymeyi seviyor.
هُوَ سَلِيلُ عَائِلَةٍ عَرِيقَةٍ فِي الْمَدِينَةِ.
O, şehirdeki köklü bir ailenin torunudur.