بَذَلَ الْوَسِيطُ قُصَارَى جُهْدِهِ لِلتَّوْفِيقِ بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ.
Arabulucu, tarafları uzlaştırmak için elinden geleni yaptı.
بَذَلَ الْوَسِيطُ قُصَارَى جُهْدِهِ لِلتَّوْفِيقِ بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ.
Arabulucu, tarafları uzlaştırmak için elinden geleni yaptı.
اجْتَمَعَ كِبَارُ الْعَائِلَةِ لِمُصَالَحَةِ الْإِخْوَةِ الْمُتَخَاصِمِينَ.
Aile büyükleri, küs kardeşleri uzlaştırmak için bir araya geldi.
يَجِبُ عَلَى السِّيَاسِيِّينَ أَنْ يَسْعَوْا لِرَأْبِ الصَّدْعِ فِي الْمُجْتَمَعِ.
Politikacılar, toplumdaki ayrılıkları uzlaştırmak için çaba göstermelidir.
تَوَسَّطَ بَيْنَهُم، وَفَّقَ بَيْنَهُم