سَبَب — أَسْبَاب
كَانَ هَذَا الِاجْتِمَاعُ سَبَبًا لِلْمَشَارِيعِ الْجَدِيدَةِ.
Bu toplantı, yeni projeler için bir vesile oldu.
كَانَ هَذَا الِاجْتِمَاعُ سَبَبًا لِلْمَشَارِيعِ الْجَدِيدَةِ.
Bu toplantı, yeni projeler için bir vesile oldu.
هَذَا الْحَدَثُ هُوَ فُرْصَةٌ جَيِّدَةٌ لِمُقَابَلَةِ أَشْخَاصٍ جُدُدٍ.
Bu etkinlik, yeni insanlarla tanışmak için iyi bir vesile.
كُنْتُ أَبْحَثُ عَنْ ذَرِيعَةٍ لِرُؤْيَةِ صَدِيقِي.
Arkadaşımı görmek için bir vesile arıyordum.
وَسِيلَة، مُنَاسَبَة، وَاسِطَة