yoğunluklu

أَنَا أَسْتَعِدُّ لِلِامْتِحَانَاتِ بِبَرْنَامَجٍ دِرَاسِيٍّ مُرَكَّزٍ.

Yoğunluklu bir çalışma programı ile sınavlara hazırlanıyorum.

تَشْهَدُ هَذِهِ الْمِنْطَقَةُ حَوَادِثَ مُرُورٍ بِتَرْكِيزٍ عَالٍ.

Bu bölgede yoğunluklu trafik kazaları yaşanıyor.

قَدْ تَكُونُ الْحَيَاةُ صَعْبَةً فِي الْمُدُنِ ذَاتِ الْكَثَافَةِ السُّكَّانِيَّةِ الْعَالِيَةِ.

Yoğunluklu nüfuslu şehirlerde yaşam zor olabilir.

İlişkili Kelimeler