أَكَلَتِ الْعَائِلَةُ وَجْبَةَ الْعَشَاءِ فِي الْمَطْعَمِ الْمُطِلِّ عَلَى الْبَحْرِ فِي جَوٍّ مُمْتِعٍ.
Aile, deniz manzaralı restoranda keyifli bir atmosferde akşam yemeği yedi.
أَكَلَتِ الْعَائِلَةُ وَجْبَةَ الْعَشَاءِ فِي الْمَطْعَمِ الْمُطِلِّ عَلَى الْبَحْرِ فِي جَوٍّ مُمْتِعٍ.
Aile, deniz manzaralı restoranda keyifli bir atmosferde akşam yemeği yedi.
الشَّرِكَةُ أَكَلَتْ مُعْظَمَ مِيزَانِيَّتِهَا فِي مَشَارِيعَ غَيْرِ ضَرُورِيَّةٍ خِلَالَ السَّنَةِ الْمَالِيَّةِ الْمَاضِيَةِ.
Şirket, geçen mali yılda bütçesinin çoğunu gereksiz projelere tüketti.
الصَّدَأُ أَكَلَ الْحَدِيدَ فِي السَّيَّارَةِ الْقَدِيمَةِ مِمَّا أَدَّى إِلَى تَدَهْوُرِ حَالَتِهَا بِشَكْلٍ كَبِيرٍ.
Pas, eski arabadaki demiri aşındırarak durumunun önemli ölçüde kötüleşmesine neden oldu.
hap etmek, mideye indirmek, kaşık sallamak, taam etmek
أَكَّلَتِ الْأُمُّ طِفْلَهَا الْحَسَاءَ.
Anne çocuğuna çorba yedirdi.