أَضَاءَ البَرْقُ السَّمَاءَ خِلَالَ العَاصِفَةِ الرَّعْدِيَّةِ.
Gök gürültülü fırtına sırasında şimşek gökyüzünü aydınlattı.
أَضَاءَ البَرْقُ السَّمَاءَ خِلَالَ العَاصِفَةِ الرَّعْدِيَّةِ.
Gök gürültülü fırtına sırasında şimşek gökyüzünü aydınlattı.
رَأَيْتُ بَرْقًا فِي عَيْنَيْهَا عِنْدَمَا تَحَدَّثَتْ عَنْ حُلْمِهَا.
Hayalinden bahsederken gözlerinde bir parıltı gördüm.
yıldırım, çakım
كَانَتْ هُنَاكَ عَاصِفَةٌ شَدِيدَةٌ اللَّيْلَةَ الماضِيَةَ وَبَرْقٌ بِاسْتِمْرَارٍ.
Dün gece şiddetli bir fırtına vardı ve sürekli şimşek çaktı.
telgraf çekmek, ışıl ışıl yanmak, parıldamak, şimşeklenmek