يُضِيفُ تَأَلُّقُ النُّجُومِ جَمَالًا سَاحِرًا إِلَى سَمَاءِ اللَّيْلِ.
Yıldızların ışıldaması gece gökyüzüne büyüleyici bir güzellik katıyor.
يُضِيفُ تَأَلُّقُ النُّجُومِ جَمَالًا سَاحِرًا إِلَى سَمَاءِ اللَّيْلِ.
Yıldızların ışıldaması gece gökyüzüne büyüleyici bir güzellik katıyor.
parlama, parıltı, ışıma, balkıma, halelenme, çağma, gösterişlilik, ışıklanma, ışılama, ışıltı, yıldırama, parlayış, pırıldama, şaşaa, şavkıma, ışılak, pırlama, nurluluk, ışıldayış, göz kamaştırıcılık, nuranilik, şavklanma, yalabıma
تَأَلَّقَ اللَّاعِبُ فِي المُبَاراةِ وَسَجَّلَ هَدَفَيْنِ.
Oyuncu maçta başarılı oldu ve iki gol attı.
تَأَلَّقَتِ النَّجْمَةُ فِي سَمَاءِ اللَّيْلِ بِشَكْلٍ جَمِيلٍ.
Yıldız gece gökyüzünde güzel bir şekilde parladı.
تَأَلَّقَتْ عَيْنَاهَا بِالفَرَحِ عِنْدَمَا سَمِعَتِ الخَبَرَ السَّعِيدَ.
Müjdeli haberi duyduğunda gözleri sevinçle parıldadı.
ikbal görmek, temeyyüz etmek, delepmek, halelenmek, çağmak, ışımak, ışıklanmak, ışılamak, ışıldamak, yıldızlaşmak, yıldıramak, parlaklaşmak, pırıldamak, şavkımak, şimşeklenmek, pırpırlanmak, şavklanmak, balkımak, yalabımak