تَفَقَّدَ الْأَبُ أَطْفَالَهُ قَبْلَ النَّوْمِ لِلتَّأَكُّدِ مِنْ أَنَّهُمْ بِخَيْرٍ.
Baba, iyi olduklarından emin olmak için uyumadan önce çocuklarını kontrol etti.
تَفَقَّدَ الْأَبُ أَطْفَالَهُ قَبْلَ النَّوْمِ لِلتَّأَكُّدِ مِنْ أَنَّهُمْ بِخَيْرٍ.
Baba, iyi olduklarından emin olmak için uyumadan önce çocuklarını kontrol etti.
تَفَقَّدَ الْمُدِيرُ سَيْرَ الْعَمَلِ فِي الْمَصْنَعِ لِلتَّأَكُّدِ مِنْ أَنَّ كُلَّ شَيْءٍ يَسِيرُ عَلَى مَا يُرَامُ.
Müdür, her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için fabrikadaki işleyişi denetledi.
تَفَقَّدَ الْمُعَلِّمُ الطُّلَّابَ فِي بِدَايَةِ الْحِصَّةِ.
Öğretmen, dersin başında öğrencileri yokladı.
gözden geçirmek, üstünden geçmek, incelemek, kolaçan etmek, murakabe etmek
تَفَقُّدُ الْوَزِيرِ لِلْمَدَارِسِ كَانَ مُفَاجِئًا.
Bakanın okulları denetlemesi ani oldu.
gözetiş