وَصَلَتْنِي حُزْمَةٌ مِنَ الْكُتُبِ الْجَدِيدَةِ الَّتِي طَلَبْتُهَا عَبْرَ الْإِنْتَرْنِتِ الْأُسْبُوعَ الْمَاضِيَ.
Geçen hafta internetten sipariş ettiğim yeni kitaplardan oluşan bir paket bana ulaştı.
وَصَلَتْنِي حُزْمَةٌ مِنَ الْكُتُبِ الْجَدِيدَةِ الَّتِي طَلَبْتُهَا عَبْرَ الْإِنْتَرْنِتِ الْأُسْبُوعَ الْمَاضِيَ.
Geçen hafta internetten sipariş ettiğim yeni kitaplardan oluşan bir paket bana ulaştı.
اشْتَرَتِ الْأُمُّ حُزْمَةً مِنَ الْبَقْدُونِسِ الطَّازَجِ مِنَ السُّوقِ لِتَحْضِيرِ السَّلَطَةِ.
Anne salata yapmak için pazardan bir demet taze maydanoz aldı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَحْمِلُونَ مُتَعَلِّقَاتِهِمْ عَنْ طَرِيقِ لَفِّهَا فِي حُزَمٍ.
Eski zamanlarda insanlar eşyalarını bohçalara sararak taşırlardı.
Ayrıca: deste
çıkın, koli, balya, bir tomar, tomar, dürü, kelep, öbek, şelek