لَا يُمْكِنُنِي أَنْ أَتَحَمَّلَ ذَنْبَ شَخْصٍ آخَرَ، يَجِبُ أَنْ يُوَاجِهَ عَوَاقِبَ أَفْعَالِهِ.
Başka birinin suçunu üstlenemem, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeli.
لَا يُمْكِنُنِي أَنْ أَتَحَمَّلَ ذَنْبَ شَخْصٍ آخَرَ، يَجِبُ أَنْ يُوَاجِهَ عَوَاقِبَ أَفْعَالِهِ.
Başka birinin suçunu üstlenemem, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeli.
كَانَ يَشْعُرُ بِذَنْبٍ كَبِيرٍ بِسَبَبِ الْخَطَأِ الَّذِي ارْتَكَبَهُ.
Yaptığı hatadan dolayı büyük bir suçluluk duyuyordu.
kabahat, cürüm, günahkârlık, mücrimlik
حَرَّكَ الْكَلْبُ ذَنَبَهُ بِسَعَادَةٍ عِنْدَمَا رَأَى صَاحِبَهُ قَادِمًا
Köpek, sahibinin geldiğini görünce kuyruğunu mutlulukla salladı.