ذَهَبَ أَخِي إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ أَصْدِقَائِهِ فِي الصَّبَاحِ.
Kardeşim sabah arkadaşlarıyla birlikte okula gitti.
ذَهَبَ أَخِي إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ أَصْدِقَائِهِ فِي الصَّبَاحِ.
Kardeşim sabah arkadaşlarıyla birlikte okula gitti.
اِشْتَرَتْ أُمِّي قِلَادَةَ ذَهَبٍ جَدِيدَةً بِمُنَاسَبَةِ عِيدِ مِيلَادِهَا.
Annem doğum günü için yeni bir altın kolye satın aldı.
لَبِسَتِ الْعَرُوسُ الذَّهَبَ فِي يَدَيْهَا وَعُنُقِهَا يَوْمَ زِفَافِهَا، وَكَانَ الْجَمِيعُ يَنْظُرُونَ إِلَيْهَا.
Gelin düğün günü ellerine ve boynuna ziynet taktı, herkes ona bakıyordu.
zer
ذَهَّبَ الْفَنَّانُ التِّمْثَالَ بِأَوْرَاقِ الذَّهَبِ.
Sanatçı, heykeli altın varaklarla varakladı.