كَانَتْ قَطْرَةُ الْمَاءِ تَتَدَلَّى مِنْ شَفَةِ الْكُوبِ قَبْلَ أَنْ تَسْقُطَ.
Su damlası düşmeden önce bardağın dudağından sarkıyordu.
كَانَتْ قَطْرَةُ الْمَاءِ تَتَدَلَّى مِنْ شَفَةِ الْكُوبِ قَبْلَ أَنْ تَسْقُطَ.
Su damlası düşmeden önce bardağın dudağından sarkıyordu.
كَانَتْ شَفَةُ الْبُرْكَانِ تُطْلِقُ دُخَانًا كَثِيفًا.
Volkanın ağzı yoğun duman çıkarıyordu.
جَلَسْتُ عَلَى شَفَةِ النَّافِذَةِ أَتَأَمَّلُ مَنْظَرَ الْمَدِينَةِ.
Şehrin manzarasını izleyerek pencerenin kenarına oturdum.
lep, leb