أَزْعَجَنِي صَخَبُ الْأَطْفَالِ وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocukların bahçede oynarken çıkardığı patırtı beni rahatsız etti.
أَزْعَجَنِي صَخَبُ الْأَطْفَالِ وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocukların bahçede oynarken çıkardığı patırtı beni rahatsız etti.
كَانَ صَخَبُ الْأَطْفَالِ يَهُزُّ الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ.
Çocukların velvelesi tüm evi inletiyordu.
غَمَرَ صَخَبُ الْأَطْفَالِ الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ.
Çocukların curcunası bütün evi sardı.
gürültü, yaygara, har gür, cümbüş, dangırdama, farfaracılık, farfaralık, hayhuy, hengâme, çaçaronluk, şamata, takatuka, tantana, dağdağa
صَخِبَ الْأَطْفَالُ فِي الْحَدِيقَةِ طَوَالَ الْعَصْرِ.
Çocuklar öğleden sonra boyunca bahçede gürültü yaptı.
صَخِبَ الرَّجُلُ فِي السُّوقِ لِأَنَّهُ فَقَدَ حَقِيبَتَهُ.
Adam çantasını kaybettiği için çarşıda bağırdı.
عِنْدَمَا بَدَأَتِ الْقُدُورُ تَصْخَبُ فِي الْمَطْبَخِ، اسْتَيْقَظَ الْجَمِيعُ.
Tencereler mutfakta dangırdamaya başlayınca, herkes uyandı.