كَانَتِ الْغَابَةُ كَثَّةَ الْأَشْجَارِ، مِمَّا جَعَلَ التَّنَقُّلَ فِيهَا صَعْبًا لِلْغَايَةِ.
Orman çok sık ağaçlıktı, bu da içinde hareket etmeyi çok zorlaştırıyordu.
كَانَتِ الْغَابَةُ كَثَّةَ الْأَشْجَارِ، مِمَّا جَعَلَ التَّنَقُّلَ فِيهَا صَعْبًا لِلْغَايَةِ.
Orman çok sık ağaçlıktı, bu da içinde hareket etmeyi çok zorlaştırıyordu.
شَهِدَتِ الْمَدِينَةُ حَرَكَةَ مُرُورٍ كَثَّةً فِي سَاعَاتِ الذُّرْوَةِ صَبَاحَ الْيَوْمِ.
Şehir, bu sabah yoğun saatlerde yoğun bir trafiğe tanık oldu.
كَانَ الضَّبَابُ كَثًّا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ بِالْإِمْكَانِ رُؤْيَةُ أَيِّ شَيْءٍ.
Sis o kadar kalındı ki hiçbir şey görmek mümkün değildi.