نَدِمْتُ عَلَى إِضَاعَةِ وَقْتِي فِي مُشَاهَدَةِ التِّلْفَازِ بَدَلًا مِنَ الدِّرَاسَةِ لِلِامْتِحَانِ.
Sınava çalışmak yerine televizyon izleyerek zamanımı boşa harcadığıma pişman oldum.
نَدِمْتُ عَلَى إِضَاعَةِ وَقْتِي فِي مُشَاهَدَةِ التِّلْفَازِ بَدَلًا مِنَ الدِّرَاسَةِ لِلِامْتِحَانِ.
Sınava çalışmak yerine televizyon izleyerek zamanımı boşa harcadığıma pişman oldum.
نَدِمَ عَلَى قَرَارِهِ المُتَسَرِّعِ بِتَرْكِ وَظِيفَتِهِ دُونَ البَحْثِ عَنْ بَدِيلٍ.
Alternatif aramadan işini bırakma konusundaki aceleci kararına üzüldü.
نَدِمْتُ عَلَى عَدَمِ اسْتِغْلَالِي الفُرْصَةَ الَّتِي سَنَحَتْ لِي لِتَعَلُّمِ لُغَةٍ جَدِيدَةٍ.
Yeni bir dil öğrenmek için bana sunulan fırsatı değerlendiremediğime hayıflandım.
pişmanlık duymak, tövbe etmek, ah vah etmek, esef etmek, nedamet duymak, nadim olmak, teessüf etmek, yerinmek, yazıklanmak
أَشْعُرُ بِنَدَمٍ كَبِيرٍ بِسَبَبِ الأَخْطَاءِ الَّتِي ارْتَكَبْتُهَا.
Yaptığım hatalardan dolayı büyük bir pişmanlık duyuyorum.
hayıflanma, yerinme, nedamet, teessüf, tövbekârlık, hayıflanış