الْوَضْعُ فِي الْمَدِينَةِ هَادِئٌ الْيَوْمَ، وَالنَّاسُ يَذْهَبُونَ إِلَى أَعْمَالِهِمْ كَالْعَادَةِ.
Şehirdeki durum bugün sakin, insanlar her zamanki gibi işlerine gidiyor.
الْوَضْعُ فِي الْمَدِينَةِ هَادِئٌ الْيَوْمَ، وَالنَّاسُ يَذْهَبُونَ إِلَى أَعْمَالِهِمْ كَالْعَادَةِ.
Şehirdeki durum bugün sakin, insanlar her zamanki gibi işlerine gidiyor.
الْوَضْعُ الِاقْتِصَادِيُّ الْحَالِيُّ يُقْلِقُ الْكَثِيرَ مِنَ النَّاسِ.
Şu anki ekonomik hâl, birçok insanı endişelendiriyor.
doğum, pozisyon, koyma, statü, vaziyet, doğuruş, hâlet, koyulma, konulma, konjonktür, yatırılma, yatırma, oturtma, oturtulma, veladet, vazedilme, vazetme, vazolunma, koyuş, vazediş, vazediliş, konuluş
وَضَعَتِ الْأُمُّ الطَّعَامَ عَلَى الْمَائِدَةِ لِتَنَاوُلِ الْعَشَاءِ.
Anne, akşam yemeği için yemeği masaya koydu.
فِي كُلِّ لَيْلَةٍ تَضَعُ أُمِّي أَخِي الصَّغِيرَ فِي السَّرِيرِ ثُمَّ تَقْرَأُ لَهُ قِصَّةً.
Annem her gece küçük kardeşimi yatağa yatırır, sonra ona bir hikâye okur.
وَضَعَتِ الشَّرِكَةُ أَهْدَافاً طَمُوحَةً لِلْعَامِ الْقَادِمِ.
Şirket, gelecek yıl için iddialı hedefler belirledi.
Ayrıca: yerleştirmek
ortaya koymak, sürmek, takmak, yüklemek, doğurmak, oturtmak, dayamak, vazetmek