أَعْطَيْتُ وَعْدًا قَاطِعًا بِأَنَّنِي سَأَحْضُرُ الِاجْتِمَاعَ.
Toplantıya katılacağıma dair kesin bir söz verdim.
أَعْطَيْتُ وَعْدًا قَاطِعًا بِأَنَّنِي سَأَحْضُرُ الِاجْتِمَاعَ.
Toplantıya katılacağıma dair kesin bir söz verdim.
الوُعُودُ الِانْتِخَابِيَّةُ غَالِبًا مَا تَكُونُ مُجَرَّدَ كَلَامٍ.
Seçim vaatleri genellikle sadece laftan ibarettir.
kavil, vadetme
وَعَدْتُ صَدِيقِي بِأَنَّنِي سَأُسَاعِدُهُ فِي مَشْرُوعِ التَّخَرُّجِ بِكُلِّ مَا أَمْلِكُ مِنْ جُهْدٍ.
Arkadaşıma, bitirme projesinde elimden gelen tüm çabayla yardım edeceğime söz verdim.
وَعَدَتِ الْحُكُومَةُ الشَّعْبَ بِتَوْفِيرِ فُرَصِ عَمَلٍ جَدِيدَةٍ وَتَحْسِينِ مُسْتَوَى الْمَعِيشَةِ.
Hükümet, halka yeni iş olanakları sağlamayı ve yaşam standardını iyileştirmeyi vaat etti.
vaatte bulunmak, vadetmek