إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يُمْكِنُهُ أَنْ يَطْلُبَ أَيَّ شَيْءٍ بِوَقَاحَةٍ.
O kadar arsız ki, her şeyi yüzsüzce isteyebiliyor.
إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يُمْكِنُهُ أَنْ يَطْلُبَ أَيَّ شَيْءٍ بِوَقَاحَةٍ.
O kadar arsız ki, her şeyi yüzsüzce isteyebiliyor.
إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُفَكِّرُ أَبَدًا فِي حُقُوقِ الآخَرِينَ.
O kadar utanmaz ki, başkasının hakkını hiç düşünmüyor.
إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يَلُومُ الْآخَرِينَ بَدَلاً مِنَ الِاعْتِرَافِ بِخَطَئِهِ.
O kadar yüzsüz ki, yaptığı hatayı kabul etmek yerine başkalarını suçluyor.
Ayrıca: pişkin, kaba, terbiyesiz, saygısız
yüzü pek, pek yüzlü, eli bayraklı, yüzünün derisi kalın, küstah, edepsiz, sivri dilli, perdesi yırtık, alın damarı çatlamış, ar damarı çatlamış, pabuç dilli, görgüsüz, dürüşt, anif, cüretkâr, cüretli, bacaksız, fütursuz, hayâsız, haysiyetsiz, maganda, laubali, nezaketsiz, patavatsız, münasebetsiz, perdesiz, sıkılmaz, orostopol, zilli, sözünübilmez, heragil, arlanmaz, densiz, dalyarak, fırlama, kapaksız, meşin suratlı, şirret, yüzü astarsız, midesiz
لَيْسَ مِنَ الصَّوَابِ أَنْ تَكُونَ وَقِحًا إِلَى هَذَا الْحَدِّ، يَجِبُ أَنْ تَخْجَلَ قَلِيلاً.
Bu kadar arsızlık etmek doğru değil, biraz utanmalısın.