إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يُمْكِنُهُ أَنْ يَطْلُبَ أَيَّ شَيْءٍ بِوَقَاحَةٍ.

O kadar arsız ki, her şeyi yüzsüzce isteyebiliyor.

إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُفَكِّرُ أَبَدًا فِي حُقُوقِ الآخَرِينَ.

O kadar utanmaz ki, başkasının hakkını hiç düşünmüyor.

إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يَلُومُ الْآخَرِينَ بَدَلاً مِنَ الِاعْتِرَافِ بِخَطَئِهِ.

O kadar yüzsüz ki, yaptığı hatayı kabul etmek yerine başkalarını suçluyor.

Ayrıca: pişkin, kaba, terbiyesiz, saygısız

Eşdizimler

وَقُحَ

يَقُحُ، وَقَاحَة

لَيْسَ مِنَ الصَّوَابِ أَنْ تَكُونَ وَقِحًا إِلَى هَذَا الْحَدِّ، يَجِبُ أَنْ تَخْجَلَ قَلِيلاً.

Bu kadar arsızlık etmek doğru değil, biraz utanmalısın.