انْتَشَرَ وَهَجُ الْفَرَحِ فِي عَيْنَيْهَا عِنْدَمَا سَمِعَتِ الْخَبَرَ السَّعِيدَ.
Müjdeli haberi duyduğunda gözlerinde bir sevinç ışığı yayıldı.
انْتَشَرَ وَهَجُ الْفَرَحِ فِي عَيْنَيْهَا عِنْدَمَا سَمِعَتِ الْخَبَرَ السَّعِيدَ.
Müjdeli haberi duyduğunda gözlerinde bir sevinç ışığı yayıldı.
كَانَ وَهَجُ الشَّمْسِ سَاطِعًا عَلَى الْبَحْرِ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ.
O gün güneşin parıltısı denizde çok parlaktı.
أَعْطَى وَهَجُ الْأَلْمَاسِ خَاتَمَهَا جَمَالًا خَاصًّا.
Elmasın ışıltısı yüzüğüne özel bir güzellik verdi.